Bir Yöneticinin İlk Dansı

İlk kez yönetici olan birini izlediğinizde ne görürsünüz?

Ben bir İK profesyoneli olarak şunu görüyorum:

Doğru adımı arayan, ama bir yandan da müziği kaçırmaktan korkan biri…

Ve içimden hep aynı cümle geçiyor:

Yöneticilik, dans etmeyi öğrenmek gibi.

Yeni çiçeği burnunda bir yöneticiyi izlediğimde, gözümün önüne ilk kez dans pistine çıkan bir öğrenci gelir.

Dans etmeye ilk başladığında…

Önce sadece müziği dinler. Ritmi anlamaya çalışır. Ayağını yere ne zaman vuracağını kestirmeye çalışır. Sonra yavaş yavaş hareket etmeye başlar.

Temkinli… Kontrollü… Biraz da çekinerek…

İlk adımı öğrenir. Tekrar eder. Bir daha yapar. Yanlış basar. Düzeltir.

Sonra ikinci adımı eklemeye çalışır.

Ama bu sefer…

İlk adımı düşünürken ikincisini kaçırır. Ayaklarına odaklanırken ritmi kaybeder. Ritmi yakalamaya çalışırken hareketleri karıştırır.

Bazen durur. Başa sarar. Aynı hareketi defalarca dener.

Ve bir gün…

İlk iki adımı, müzikle birlikte, akışta yapabildiğini fark eder. Küçük bir adımdır bu. Ama aslında büyük bir eşiğin geçildiği andır.

Yöneticilik de tam olarak böyle başlar.

İlk günlerde herkes “doğru adımı” arar. Doğru karar, doğru ton, doğru yaklaşım… Ama kimse söylemez:

En başta doğru yoktur. Sadece denemeler vardır.

Yeni bir yönetici, tıpkı dans öğrenen biri gibi önce parçaları öğrenir.

  • Toplantı nasıl yönetilir?
  • Geri bildirim nasıl verilir?
  • Bir kriz nasıl ele alınır?

Ama hayat… bunları tek tek sunmaz. Tıpkı müzik gibi… Hepsi aynı anda akar. Bir yandan ekipten biri bir şey sorar, diğer yandan bir iş yetişmez, bir tarafta motivasyonu düşen biri vardır, öte tarafta yukarıdan gelen baskı…

İşte o an, ayaklara bakarak dans edemezsiniz artık.

Yeni yöneticinin en büyük yanılgısı burada başlar: Her şeyi “doğru” yapmaya çalışmak.

Oysa dans, doğruların toplamı değildir. Dans, akışa dahil olabilmektir.

Başlangıçta çoğu yönetici ayaklarına bakar. “Şimdi ne yapmam lazım?” diye düşünür. Eğitimde duyduğu cümleleri hatırlamaya çalışır. Ama o sırada müzik devam eder. Ve çoğu zaman… ritim kaçar. İşte o ritmi kaçırma anları, aslında öğrenmenin başladığı yerlerdir.

Çünkü bir süre sonra şunu fark edersiniz: Mükemmel adım diye bir şey yoktur. Uyum vardır. Bir çalışanınız hata yaptığında… Kitapta yazan geri bildirim modelini birebir uygulayabilirsiniz.

Ama eğer karşınızdaki insanın o anki duygusunu duymuyorsanız, o “doğru adım” bile sert bir basışa dönüşebilir. Dans ederken partnerinizin dengesini hissetmek gibi…

İyi yöneticiler zamanla şunu öğrenir:

Yönetmek, hareketleri ezberlemek değil, insanı hissetmektir.

Ve bu his, tekrarlarla gelişir.

Tıpkı dans pratiği gibi…

Aynı hareketi defalarca yaparsınız.

İlkinde düşünerek, ikincisinde kontrol ederek, üçüncüsünde daha az zorlanarak…

Bir gün gelir, fark etmeden yaparsınız.

Artık sadece “yapmazsınız”… Aynı zamanda “akarsınız”.

Ama burada başka bir kırılma noktası daha vardır.

Dans eden kişi bir noktada şunu fark eder: Mesele sadece kendi adımları değildir. Partneri vardır.

Yöneticilikte de aynı gerçek karşınıza çıkar:

Siz ne kadar iyi dans ederseniz edin, ekip sizin partnerinizdir.

Onlar yoruluyorken siz hızlanamazsınız. Onlar kararsızken siz sert dönüşler yapamazsınız. Onlar düşerken siz estetik görünemezsiniz.

Çünkü bu artık bir solo performans değildir.

Bu, birlikte bir uyum yakalama sürecidir.

İyi yöneticiler zamanla daha az “gösterir”, daha çok “duyar”.

Bir ekip üyesi sessizleştiğinde fark eder. Birinin motivasyonu düştüğünde hisseder. Birinin potansiyeli açılmaya başladığında alan tanır.

Tıpkı iyi bir dans partneri gibi…

Yönlendirir ama zorlamaz. Alan açar ama bırakmaz. Taşır ama ezmez.

Ve belki de en önemlisi… Hata yapmaktan korkmaz.

Çünkü bilir ki; en iyi dansçılar bile zaman zaman ritmi kaçırır.

Önemli olan, müziği bırakmamaktır.

Yöneticilik yolculuğunda çoğumuz şu tuzağa düşeriz: Bir an önce “iyi” olmak isteriz. Ama bazı şeyler hızlanarak değil, derinleşerek öğrenilir.

Bugün yeni bir yöneticiysen… ve bazen ritmi kaçırdığını hissediyorsan… Bil ki yalnız değilsin. Hatta doğru yerdesin. Çünkü ritmi kaçırdığını fark etmek, onu duymaya başladığının işaretidir.

Ve eğer müziği duymaya başladıysan… geri kalanı zamanla gelir. Adımlar oturur. Hareketler akışa girer.

Ve bir gün… eskiden tek tek saydığın adımlarla şimdi bir hikâye anlattığını fark edersin.

İşte o an…

Artık sadece yönetmiyorsundur.

Dans ediyorsundur.

Siz yöneticiliğinizin hangi aşamasındasınız?

Hâlâ adımları mı sayıyorsunuz, yoksa ritmi duymaya başladınız mı?

Mehtap Basdas tarafından yayımlandı

Sakarya Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünden mezun, bir fiil 14 yıldır İnsan Kaynakları alanında uzmanlaşmış, 17 yıldır iş hayatında olan, öğrenme meraklısı, çok soran ve sorgulayan, terazi burcu ve en önemlisi herkes gibi sıradan biri... Hamdım, yandım, piştim diyen Mevlana ve Şems-i Tebriz' in hayata dair bakış açısını kişisel gelişiminde yansıtmayı ilke edinmiş, son dönemlerde yüz yogasına merak sarmış, mutluluğun ve huzurun kendi iç dünyamızda olduğuna inanan ve bunun için ruhu beslemenin önemini keşfetmiş tam bir Y kuşağı.

Yorum bırakın